Şiir yazmayı
Değil,
Enter’a basmayı
Seviyorum
.
Anlatabildim mi?

Bu yıl,
portakalı kokla
ekşi elmayı sev
birine yumruk at
ve birine sarıl
aşık ol
kavuş
el ele tutuş
öpüş
ve seviş
eğer yok ise “benim kitabım” diyeceğin kitabı bul
eğer okumadın ise Küçük Prens’i oku
Küçük Prens’i anla
Küçük Prens’i sev
yağmurda sırılsıklam olmanın
saatlerce yıldızları seyretmenin
sevdiğin insanla susabilmenin
bir köpeğin yanına sokulup uyuyukalmanın
verdiği huzuru tat
doğru zamanda doğru yerde ol
kar yağarken pencereyi aç
güneşe gözlük takmadan bak
tarçınlı kahvenin yanında tarçınlı kurabiye ye
saçlarını dağınık bırak
en sevdiğin çiçeği bul
hiç görmediğin güzellikte bir şey gör
adını ilk kez duyduğun bir şey ye
eğer içmedin ise karadut şarabı iç
hiç görmediğin bir yere git
son vapura yetiş
metrobüste oturacak yer bul
minibüsten uzak dur
birine mektup yolla
ve cevap gelene kadar posta kutusunu kontrol etmenin
heyecanını yaşa
seni seven, anlayan, düşünceli arkadaşlar edin
dostuna sahip çık
düşmanını yen
hayır demeyi öğren
özür dilemekten utanma
süpriz armağanlar al
bol bol kahkaha at
bol bol “iyi ki” de
bir yabancıya gülümse
bir mucizeye tanıklık et
hayal kur ve
hayallerinin gerçekleştiğini gör.
Bu yıl, küçücük şeylerle mutlu ol ve kötü zamanlarında elinden tutacak güzel anılar biriktir.
2013, senin yılın olsun.
Eğer şanslı bir insan değilseniz (benim gibi) yaşamak istedikleriniz ve yaşamak zorunda kaldıklarınız arasındaki boşlukta debelenirken boğulursunuz. Ve eğer kadere kısmete inanan bir insan değilseniz (benim gibi) etrafınızdakilerin “olması gereken buymuş, her işte bir hayır vardır, kısmet böyleymiş yapacak bir şey yok” safsatalarına kulak tıkayıp kendinize döndüğünüzde, kocaman bir mutsuzluk ve umutsuzlukla karşılaşırsınız. Öte yandan, eğer kadere kısmete bel bağlar ve her şeyi inandığınız o üstün güce bırakırsanız da kendi trajik sonunuzu hazırlamış olursunuz.
Çünkü öyle bir şey yok.
Olsaydı bilirdim.
Anlatabildim mi?
Çay demlenen evde umut var demektir ve umut her şeydir.
Çay demleyin.
Ayrılırken bile “merhaba” diyen yüzün, o gün hatırıma getirmişti; araya geniş zamanlar ve insanlar da girse hiç sona ermeyecek duygular olduğu doğruydu. Sonuçta ekmeği bayat bir sandviçi bölüşmeye bakıyordu yakınlaşmak ve ben korkuyordum seni sevdiğim anlardan. Gözlerinin içine bakışım çelimsiz bir yükseklik korkusunun habercisiydi. Kanatlarımı kırıp geliyordum sana her seferinde, çocuk çocuk geliyordum koşar adım. Çünkü “öyle düzeltici, öyle yerine getiriciydi sevmek”. Hem zaten yoktu şakası seni düşünürken içtiğim şarabın.
Sonra bir gün gelecek, müjde gibi, aşık olacak ama bunu söylemeyecektim sana. Söyleyemeyecektim. Çünkü ben hiç anlamlandıramadım koskoca yokluğunla küçücük yüreğimin içinde oluşunu.
Anlatabildim mi?

Maviye tutkun yeşile vurgun bir boğaz serinliğinde
Bir kadeh şarapla çakırkeyf olduğunu
Ve keyfin yerindeyken en kötü şakalarıma yersizce güldüğünü
Kızınca gözlerini kırpıştırıp
Hem kızıp hem konuşunca içinden ağladığını
Her utandığın vakit -ki utanmayı beceremezsin
Gözlerin devrik gülüşün sabit
Herkes sana bakıyor sandığını
Görmedim.
Saatlerce bir şeylerden bahsedip
Kendi sesinden sıkıldığını sonra
Müziğin sesini bir anda kesip
Çalan o şarkıyı söylediğini bağıra çağıra
İşine gelmeyen biri seslendiğinde
Duymazlıktan geldiğini
Ve masmavi boğazın en dar yerinde
Boğazına düğümlenenleri
Duymadım.
Bendeki bu hayal kırıklığına meyleden kararlılık
Sendeyse bu maymun iştahlılıkla
Ah kumral çocuk
O saçların kadar güzel olacak mı geleceğimiz
İşte onu hiç mi hiç
Bilmiyorum.
mantık, beyninde tek kurşunla
evinde ölü bulununca
birin ikiye eşit
ve sıfırın her sayıdan büyük olduğu ütopyaya
ayak basınca
anlayacaksın
kelimeler anlamını yitirecek
mürekkepler uçacak kağıtlardan
o zaman
fiziğin alçaklığına kuşbakışı bakacaksın
eminim
kesinliğin imkansızlığı kadar
eminim sen de beni anlayacaksın
zamansızlığın birinde
kavurucu ağustos sıcağından bunalıp
bir ümit denize atlayacaksın
kelepçe saatin su geçirecek
benim gözüme ortak olacaksın
sen beni anlayacaksın ama
susunca
ve evrenin ortalama sıcaklığı
mutlak sıfır olunca